Yine sarmalanmış bir içerik. En öncelikli amacım bu “yüksek sanat” terimine laik şöyle klasiğinden bir bale izlemekti. Ancak ya bana yakın bulamadım ya da tarihler saatler pek bana uymadı. Sonra Her Yol Kuzeye Çıkar isimli modern baleye biletimi aldım. Yakınımdakilerin pek yüksek sanat fanı olmamalarından, kendimi alıp gittim bende.
Şimdi gelelim “kendi kanatlarınla uçmaya”. Aslında terim kendine yetmeye ve kimseye bağlı kalmadan tek olarak zaman geçirmeye çıkmakta. Quite Continental “fly solo” diyerek tek başına seyahat etmeyi,sinemaya gitmeyi veya yemek yemeği önermiş. Bende bu öneriyi bu gösteriyle yerine getirdim. O kadar alışmışım ki birileriyle böyle yerlerde “sosyalleşmeye” önce tek gitme fikri hüzünlü gelse de, benim gibi tek gelen birçok kişiyi görünce içim ferahladı. Sizde “ne yapayım tek başıma gidip” demeyin gidin! Ayrıca bu fikre daha da alışmak için kendinizi sevmeyi unutmayın.
Sanırım birazcık hile yapmış olabilirim bu adımda. Quite Continental bloğunda bisiklet almak öğüttü verilirken, ben bisiklet kiralayarak bu adımı da listeden silmiş oldum. Öncelikle kendimi şöyle savunabilirim ki, evim sahile uzak. E5 kenarında veya kaldırımda bisiklet yolu olmaksızın ekzoz dumanı ile sürmekte bana tehlikeli ve anlamsız geldi. O yüzden yaptığım Sapanca gezisinde bisiklet kiralayıp göl kenarında şöylece bir sürdüm. Ne zamandır sürmediğim için biraz çekinsem de, çocuklar gibi şendim! Bu arada üstümde ki trenç de bisiklet sürmek için fazla uzunmuş o yüzden ceket olan tarafıyla yola devam ettim. İyi hafta sonları!
16 ve 24 numaraları birleştirme nedenim ikisinin birbirine bağlı olması. Öncelikle Trençkottan başlayayım. Trençkot özellikle sonbahar ayında tam bir kurtarıcı ve şık bir gardırobun olmazsa olmazı. Uzun trençkot arayışlarımdan sonra kafama göre bir tane buldum. DKNY eski sezon bu trençkot ayrıca crop bir ceket ve trenç bir elbise olmakta. Tek eksisi oversize olur sıkıntı değil diye aldığım L beden xxl’dan bozma çıkınca beni ister istemez 24. maddeye iyi bir terzi edinmeye itti. Ablamın terzisine elimde kocaman bir trençkotla gidip nasıl durmasını istediğimi anlattım ve o da istediğim trençkota sahip olmamamı sağladı. Büyük gelen kargoları küçük dokunuşlar ve meblağlarla geri yollamadan vazgeçmeden tam bedeninize göre sahip olmanın yolu terzilerden geçmekte! Sizde mahalle tezinize uğrayın derim.
Siyah beyaz filmler çoğumuza sıkıcı gelmekte ve bir film izleyeyim dediğimizde ilk tercihimiz olmamakta. Özellikle üniversite yıllarında önüme gelen en ‘iyi’, ‘mihenk taşı’ 30 ve 40’lar siyah beyaz hatta zaman zaman sessiz filmleri büyük bir sabır ve ilgiyle izlerken, yaşım ilerledikçe kolaycılığa kaçtım sanırım. Bu liste sayesinde boş zamanımı bir klasik izleyerek geçirdim.
Resimde görülen film Rıhtımlar üzerinde – On the Waterfront. Peki başka hangi filmler tam izlenmeli;
Evet görselin pijama olmadığının farkındayım. Zaten pijamadan kastım pijama ve türevleri idi. Ha pek türevlik hali de yok. İnternet‘ten alırken transparan olduğunu farketdememin sonucu kendisi. Amacım gecelik ama hani babydoll kıvamında bir şeydi, kıvamı tutturamadık diyelim.
L’agent’in baydollunu, English Home’dan 13 yaş pijaması alarak ise nötrlediğimi düşünüyorum. İyi istirahatler.
Öncelikle listenin en kolay ve masrafsız duran ögesi aslında en çetrefillisi çıktı. Herşeyimizi telefon ile bir tuşla hallettiğimiz bu günlerde onsuz, İnternet kapalı yaşamak utanarak söylüyorum ki çok zordu. Hatta günün anlam ve önemini unutup bir kaç kere elime aldım da telefonu. Ama unutunca bozulmaz mantığıyla kaldığım yerden teknoloji orucuna devam ettim.
Bir yazlık gününü seçtim kendime. Uyanır uyanmaz elime telefonu alan biri olarak bir elim gitti sonra toparlandım ve sabah sabah denize yollandım,-yukarıda ki resim bir kaç gün önce çekilmiş bir resim. Bir şey koymam gerekiyordu- ama su bir buz ki sormayın. Hiç deniz insanı olmadığım gibi, soğuk sularda pek beni cezbetmedi.
Yazlık her zaman benim için şehirde aylarca sürünen kitapları bitirmek ve onlara başlamak için mükemmel bir yer olmuştur. Bu internetsiz günümü hala bitiremediğim ama büyük yol kaydettiğim kitabımla devam ettim –Rüzgar Gibi Geçti. 832 sayfa elektirikler gitse, sular akmasa ve bomboş odada tek başıma da olsam zaten bir günde bitmez. Geri kalan günü bol sohbetli aile yemekleriyle geçirdim.
Ertesi günü çevrim içi olduğumda ise whatsapp gruplarında okumamı gerektiren bir sürü mesajla baş başaydım. Benim çevrimdışı olduğum güne beni ilgilendiren konuların bu kadar yoğunlukta gelmesi güzel bir tesadüf olmuş diyelim. Dijital detoksu herkese önerip, internetimle bol zaman geçirmeye kaldığım yerden devam ediyorum. Hoşçakalın.
Parfüm çok ama çok kişisel bir şey. Başkasına göre ‘güzel’, bir diğerine göre ‘korkunç’ olabilir. Mesela ben vanilyalı, şekerli ve özellikle de çilek kokan herhangi bir şeye tahammül edemiyorum. O yüzden böyle parfümler hiç bir zaman radarımda olmadı. Çiçek kokuları ise bana sıkıcı gelmekte. Ama baharatlı ve odunsu kokular tam benlik.
Narciso Rodriguez‘in aynı adlı parfümü odunsu ve bence unisex sayılabilecek bir parfüm. Herkesin beğeneceği bir parfüm olmamakla birlikte, kalıcılığı iyi seviyede. Her gün 2 pıs pıs bana yetiyor. Yaz için biraz fazla ağır kabul ediyorum. Gündüzleri Victoria Secret body mistlerini kullanıp, yaz akşamları yine Narciso’a dönüş yapıyorum. Eğer odunsu kokuları, hatta erkek parfümlerini beğeniyorsanız bir bakın derim.
Stilini mükemmelleştir derken amacım kendimden bir influencer çıkarmak değil. Aslında tarzımı bilmek ve ona sahip çıkmak demek. Sizi siz yapan bir parçayı olabildiğince mükemmel kılmak. Bu bir saç şekli de olabilir, bir t-shirtte ne biliyim hep sürdüğünüz bir ruj rengi de. Önemli olan karakteristik olması.
Açıkçası karakteristik özelliğimi bulmakta çok zorlandım. Tabi ki beğendiğim sürekli giymekten hoşlandığım şeyler vardı. Mesela koyu gri kot olmadan asla veya chelsea botlar. Ama beni ben yapan vurucu şeylermiydiler, hayır. Sonra instagram profilime göz gezdirdim en çok ne giyiyorum diye. Siyah V yaka giysiler instagramımın 3’te 1’ni kaplamakta. Bu giysiler elbise ve askılı üstlerden oluşmakta. Kendimi en şık hissettiğim kıyafetler böyle olunca dedim tamam, kendime mükemmel ötesi bir siyah V yaka buluyorum. Siyah V yaka elbise ve üstüm zaten olduğundan bende bir tulum almaya karar verdim. Mükemmeleştireceğimiz için o V yi biraz daha derin almaya cesarette ettim. Gusto da tam bana göre bu tulumu da bulunca aşık oldum ve aldım. Ve mükemmel V bulunmuş oldu.
Evlilik teklifinden sonra ee bir ciddiyete dökme faslı geldi. Önce aileler ile tanışıldı ayrı ayrı, sonrada bir isteme merasimi oldu şubatta. Mart için nişanda anlaşıldı. Öncelikle söz nişan bir olsun, bir organizasyon firması tutarımlı yola çıkışım, 100 kişilik ön düğün demosu tadında son buldu. Bunun gerekçesi istemede bile 20 kişi olunca, söz/nişan 50 kişi minimum eve doluşulacağı fikri beni bir paniğe sürükledi. Normal bir sayı olabilir ama evde bu organizasyonu gerçekleştiren arkadaşlarımdan hatırladığım, mutfakta tabak hazırlamak , kahve servisi yapmak ve bulaşık doldurmakla geçen bir gün. Ve zaten istemedeki 20 kişilik misafiri mutfaktan çıkmayarak ağırlayan sevgili sevdiklerimi bir de bunla uğraştırmayayım, en iyisi güzel bir restoranda 50 kişilik bir yemek verelim dedim.
Şimdi bu bir sektör ve “iyi restoran” 50 kişilik bir yemek için şöyle neredeyse bir düğün salonu parası istiyor. Bende düşündüm ki 50 kişiye anca 2 arkadaşımı dahil edebileceğim ve genelde yakın akrabalı bir yemek olacak. İşte o zaman zaten annemin dünden razı olduğu klasik bir nişanda karar kıldım.
Karar kılmaktan sonra mekan arayışı tam bir stresdi. Öncelikle bu bir nişan ve bir düğün parası yatırmak istemedim. Ama tabi ki yemekli bir şey isteniyorsa uyguna bulmakta zor. Birkaç yerden fiyat teklifi aldıktan sonra ulaşımı kolay bir restoran/düğün mekanında – Bostancıda Yadinbey restoran– karar kıldım ve içime de çok sindi. Mart ayı olduğu için içer de nişanımızı yaptık ve harika süslemişlerdi. Ayrıca canlı müzik tercihimizden çok memnun kaldık. Ben yemek yiyemedim heyecandan ama herkes yemeklerinin çok leziz olduğunu söyledi.
Diğer hazırlıklar nispeten daha kolaydı. Elbise Kafamda hazırdı ve Pendik’te ilk girdiğim butikten –Seri– 600 liraya alıp çıktım. Babam defterini tuttuğu bir matbaada katalogdan seçtiğim davetiyeyi kolaylıkla bastırdı. Nişan şekerlerini de İnternet üzerinden hallettim. Umarım düğün sayfasını da aynı çabuklukla kapatırız.
2020’de 3. adımla evlilik furyasını kapatmak üzere.
Damada gelinden bir … şaka şaka amacım sadece altını çıkarmaktı. birinci adımdan sonra bir klasiği bozmayarak saçma bir fotoğrafla bitirmesem olmazdı.
Eğer zarif bir yıl geçireceksek, buna uygun zarif bir yüz gerek. Ve hayır zarif bir makyaj önerisi vermeyeceğim. Aksine duru ve çıplak yüze odaklanacağız.
Makyaj yapmayı çok sevmiyorum ve zaten çoğu iş gününü rimel, biraz kapatıcı ve kahvaltıdan sonra çoktan silinecek bir rujla geçiriyorum. Az makyaj yaptığım için üşenip, çıkarmadan yattığım zamanlar oldu. Tabi ki bu büyük bir No-No. Az makyaja, hiç makyaj muamelesi yapmamak lazım. Ama büyük akşam bakım rutinlerine de girmeye gerek yok. O yüzden bu yıl o yatağa temiz yüzle girmek farz!
Çıkar Önce o makyaj kalıntılarını çıkaralım. Ben klasik Bioderma makyaj çıkarma suyunu kullanıyorum. Sanırım sevmeyeni yoktur.
Temizle Makyajı çıkarmak yeterli mi? değil. Bir de arkasından şöyle köpürterek yüzü fırçaladık mı içimiz rahat uyuyabiliriz. Yüz temizleyici yine Bioderma fakat yüz temizleme fırçası konusunda hiçte seçici değilim. Zaten belli zaman aralıklarında diş fırçası misali değiştiriyorum. Ben bunu Yoyosodan aldım ama Gratis ve Watsonsta da benzer ürünler var.